7 Mart 2021 Pazar

In need of

Today I feel sad
Luckily it is a chance to write something 
As I am more creative when I am sad
I don't know whether it is going to be good or not
But I don't care, do you?
What I care is though
As we grow
The number of real people around us decreases
I feel deeply the need for a friend full of encouragement 
I have maybe one or two 
But I need more 
Some friends just take everything out of me
As if they are there just to eat my soul
Until they are satisfied 
This is what I see in many friendships
Is it the normal way?
I don't think so, it shouldn't be!
I was OK to be alone in the past 
But nowadays I am in need of someone
Someone who knows my past 
Who knows my youth, my soul
How colorful I am in fact
And someone who has the power
To take me out of this misery
And talk and talk and hug
And just sit then together
And be in peace forever
Then discuss our existence
Space, time, biology, psychology 
And everything that might be interesting
And then even the least interesting things
Like a bee buzzing around our breakfast table.
Just celebrating the feeling of being together 
Without judgement 
Singing together and screaming together
Until our neighbours come and knock our doors
Crying and then smiling
Mixing the joy with the eyedrops...

4 Mart 2021 Perşembe

Fear of death

The fear of death
Visiting me every day 
Not for me, myself
But for a loved one
Is she going to die today?
Or the day after?
Or already dead?
My mind is wandering
Through these phases
Sometimes it gets out a little
But I am reminded again
By a traumatic event
It keeps going and going
Every day is another torture
My eyes see her then alive
She survives again
What about tomorrow?
Being alone makes it 
Even worse
Being rich 
Could have been the solution 
Which I am not
Those little monsters keep
Getting bigger and bigger
Just like my fear...


26 Haziran 2020 Cuma

New Life

I have already grown up
and now thinking about the normality of all things around
how to be happy
how to please people 
loved, was loved
never stopped but continued 
worked hard, really a lot
always up to the front, without a hesitate
with little steps 
not being lost in the flow
and stepped into the bright door
where all the green parks
all the blue lakes are
Berlin...
how did you make me such a free mind?

19 Şubat 2018 Pazartesi

Yirmidokuz

0: gözlerini kapatmadan sınırı gecti
1: doğumgününde kaç yaşındasın diyenlere biiiir dedi
2: Erdek sahilde denizanalarını kuma dizdi
3: ekmeğin yumuşacık içini yedi
4: öyle değil böyle dedi
5: anaokulunu seviyorum çünkü orda rengarenk boyalar var dedi
6: fabrikatör çocukları önce paralarını saymayı öğrensinler dedi
7: Bosna'daki çocuklara mektup yazdı
8: tek başına okuldan gelip evde annesini uslu uslu bekledi
9: garip gerçekler öğrendi kabullendi
10: 99 depremini yaşamayan şanslı bir çocuktu
11: piyano tuşlarını minnak parmaklarıyla çaldı
12: Izmir'e dolu yağdığı ve kar gibi kapladığı gün çılgınlar gibi sokakta oynadı
13: Izmir'den Istanbul'a yepyeni maceralar peşindeydi degisimden korkmuyordu
14: ergenlik derdine düşemeden Lgs derdine düştü
15: telli turna olduğu bir dönem sona erdi
16: liseli genç bir kızdı hayat ona güzeldi
17: buralarda bir yerlerde aşık da oldu
18: mesleğini belirleyen bölümü ve universiteyi kazandı
19: olgun genç kızlık dönemleri pek iyiydi
20: 10'lu yaşlara güle güle derken şaşkındı
21: genlerin kromozomların altını üstüne getirdi
22: Italya gördü ufku genişledi sanırsa ilk defa uçağa bu geç yaşta bindi bir yandan da lalalaen güzel dansları etti tango bachatta salsa chacha lalala
23: kanserle tanıştı hayat ona en zor kararları bu dönemde aldırdı
24: Annesini iyi etmek için çok emek verdi ve bir yandan da master of molecular biology olmayı başardı (güzel şeyler de oluyordu)
25: Depresyonla tanıştı eskiden insanlar durduk yere neden mutsuz olurlar anlayamazdı, anladı, anlamaz olaydı
26: Evleneceği adamı buldu ve mutlu bir yuva kurdu
27: Dali ve yoga hayatına girdi ve hayatına renk kattılar, depresyondan iz kalmadı
28: Klinik araştırma sektörünü sevdikçe sevmeye başladı, insanlara başka nasıl yardım edebilirdi ki?
29: bundan sonrası olmadığı için henüz bilmiyor ama hayatın sürprizlerle dolu olması ne güzel.... al onu hayat sürprizlerine kat!

22 Ağustos 2015 Cumartesi

a very painful secret

sometimes we do things that we don't wanna do.
just to please the ones that we love.
just experienced it for the first time in my life.
heard things that i don't wanna hear
witnessed too much complicated points of views
silly speeches went through my neurons...
was shocked. still shocked...
are relationships like that?
i think i found the secret of long-last relationships.
eureka!
a very painful secret.
and i didn't like it.
and i will not like!
people think everything is just as the way it is
it is not.
i didn't like it.
and you will discover soon
i'm not that weak
to let anyone be bossy against me and my loved ones!
but it is a game in which
i will just wait in my safe place.
no more excuses
no more explanations
staying still and calm
waiting.
quiet.






27 Mayıs 2015 Çarşamba

kara aşk: kanserli hayat

dışlanmak hayattan
başarıdan, insanlardan...
korkmak gelecekten...
ne zaman yok olacak o noktalar derken
yoklar artık -şimdilik?-
kaybolan noktalarla beraber
sevgi de buhar oldu
o kadar mükemmeller ki
paylaşımları da temizledi platinumlu tedaviler.
sürekli kriz anı
panik!
duymak istemiyorum artık
ne kadar aptal olduğumu.
bırak çiğ kalsın yemekler!
yeniden ısıtırız
yemeği de, sevgiyi de...
sadece istersek!

alışkınız biz aslında
rutinimiz bu değil mi zaten?
bir aşağı bir yukarı.

hayat bir tragedyaysa
ezberlemişsek rollerimizi
ve perde çoktan açılmışsa:

toplarız bıçakları sofradan
saplanmasınlar diye kalplerimize.
çığlıkları hapsederiz kutulara
duymaz komşular.
gülümseriz sadece dudaklarımızla
farketmez kimsecikler.
giyeriz en çiçekli elbiselerimizi
balımız var zanneder dostlar.
sokarız çıplak ayaklarımızı gözyaşı birikintilerimize
yaz sıcağından sanırlar.



25 Ekim 2014 Cumartesi

YARIM



Bir varmış bir yokmuş… Şehir merkezinin göbeğinde şaşaalı hayatından bunalmış bir yazar varmış. Hayat öylesine hızlı akıyormuş ki, yaşadığı yer adeta yeryüzünde bir cehennemmiş. Yani ona göre öyle.

Sevdiğimiz şeyler azaldığında ya da yok olduğunda hepimiz benzer hissetmiyor muyuz? Hayat anlamsızlaşıyor. Kimse bizi anlamıyormuş gibi geliyor. Yapmakta olduğumuz şeyler yarım kalıyor. Yarım. Yarı. Yar. Ya. Y. Yarım’ın Y’si. Yokun Y’si. Yok. Bazen çok kritik bu “Yok”. Yarım bıraktığımız şeyin ne olduğuna bakar. Misal, frambuazlı bir pasta, başlangıçta çok zevkli gelen bir film gibi önemsiz şeyler ya da daha ciddi şeyler, evlilik, kariyer, ya da mesela bir hikaye. Size bağımlı, siz olmadan akmayacak.

Bir varmış bir yokmuşun içinde bir hikaye. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde bir hikaye ve bu hikayede hayat bulan iki sevgili. Aşkları kolay olmamıştı. Yıllar sonra kavuşmuşlardı birbirlerine. Aşk büyük bir çaba gerektirir klişelerini zaten biliyorsunuz. Silgi! Bunlardan bahsetmeyeceğim. Yani işte klasik sonlardaki gibi gökten üç elma düşerken biri size, biri bana, biri de yazara, bizim yazar cehennemine merhaba demiş. Gitmiyormuş eli kağıda. Gökten üç elma düşmüş diyemiyormuş.

İş başa düşmüş. Bizim sevgililer bakmış ki zaman durmuş, gittikçe hissizleşiyorlar kendi mistik dünyalarında. Ki bu dünya yazarın yaşadığı şehir merkezinden çook çok uzaklarda, belki de başka boyutlardaymış. Burada hissizleşmek saçmaymış çünkü aşk varmış. Birilerinin bu duruma bir dur demesi gerekliymiş. Yazarı içinden çıkılmaz ruh halinden uyandırmak belki. Kız oğlana veda etmiş. Hikayeden çıkıp yazara ulaşmayı denemek için türlü şey denemiş. Sonunda evlerinin önündeki kuyudan atlayıp şehrin merkezine düşmüş.

Kaos! Yıkım! Böyle şeylere o kadar yabancıymış ki. Neyse ki çok uzakta değilmiş. Yazarın evine gelmiş. Kapıyı çalmış. Yazar bu beklenmedik zil sesine şaşırmış. Hiç arkadaşı olmayan birinden ne bekliyorsunuz? Tek dostu kitapları, dergileri, gazeteleriymiş. Pek farklı biri de değilmiş merhaba diyen. İnsanları kapıda bekletmek huyu değilmiş. Üstelik kız ona epey tanıdık gelmiş. Nereden geldiğini anlatınca aydınlanmış ve pek şaşırmış bizim yazar ama pek de oralı olmamış. Hikayesi yarım kalan karakterler gibi bitkin ve isteksizmiş. Kıza yarım kalan frambuazlı pastadan ikram etmiş. Sonra film izlemişler birlikte, yazarın yarım bıraktığı önceden. Geçmişte yaptığı hatalı evlilikten bahsetmiş yazar kıza. Yarım kalan hayallerinden, hayatından…Yazar olmadan önce vazgeçtiği mühendislik kariyerinden… Ne çok şey var yarım kalan. Elde kalanları birleştirsek bir tam eder mi? En azından biri tamamlansa ne güzel olurdu. Ama enerji yok, gerekli ilham eksik.

Yazar banyodayken, kız gizlice, hikayenin yazıldığı kağıtları önüne açmış. Sonunda yazana bakmış. Gökten üç elma düş… Tam “müş” yazacakken kızın aklına neden bu hikayeyi değiştirmediği gelivermiş. Farklı bir sonu olabilir. Ayrıca sonsuz olmak önemlidir. Karakterler neden sonsuz olmasınmış? Sonsuza kadar mutlu yaşadılar mı yazsınmış? Yoksa en ince detaylara kadar inse miymiş? İşte böyle düşünürken sevgilisi aklına gelmiş. Başka diyarlar görmeyi ne kadar çok istemişlerdi birlikte. O anda yarım kalmayacak bir dünya turuna çıkarmak istemiş kendisini ve sevgilisini. Mistik bir Uzakdoğu gezisi mesela… Yazarken farketmiş ki kendisi hakkında bir kelime bile yazamıyor, çünkü yok, çünkü yarım. Diğer yarım, o gidebilir diye düşünmüş kız. Yollamış sevgilisini uzak diyarlara, iki haftalık bir tatilcik. Geri dönermiş nasıl olsa.

Uyuyakalmıştı kız, yazar duştan çıkıp geri döndüğünde. Ve kafası düştüğünde kağıda, girivermişti kendi hikayesine yeniden. Yazar boşverdi. Boşverişini bile yarıda kesti. Yatağına uzandı. Uyukluyordu. Yarım rüyalar görmeye başlamıştı.


Kız, dünyasında yapayalnızdı. Sevgilisi dönmüyordu tatilden bir türlü. Ama ne üzüntü hissedebiliyordu ne de bir şey geliyordu elinden. Çünkü hikaye devam etmiyordu, yarımdı. Sevgilisi gezmekten keyif alıyordu ama bir şeyler eksikti. Kızın o tatlı gülümsemeleri, ilginç şeyler keşfettiğindeki heyecanı yoktu. Ve o olmadığında her şey bomboş, her şey sıkıcı, her şey yarımdı. Atladı suyun içine, o anda yazarın evinin küvetinde beliriverdi. Az kalsın boğuluyordu. Sonra farketti ki suyu tam boşaltmamıştı yazar. Su bile yarımdı. Küvetin yarısı doluydu. Belki de yarısı boş. Oğlanın kalbi gibi. Dolu ama boş. Sevgili olmadıktan sonra, bomboş. Geri getirmeliydi onu ya da kendisi dönmeliydi o sıkıcı tatilden. Salona koştu. Sabaha karşı beş. Sessizce doğmaya hazırlanan güneş. O tamdı. Yarım güneş olur mu hiç? Kağıtları aradı. Neredeydi bu hikaye? O da ne. Pencere. Açık. Yarım değil tam açık. Sonra rüzgar. Son sayfayı alıp götüren rüzgar. Üç elmayı uçurabilecek güçteki sonsuz tatilin rüzgarı. Ayrılıkların... Yarımların...